20 Mart tarihinde Netflix‘te yayınlanmasının ardından sürekli bize önerilen ve Netflix Top 10 listesinde ki yerini kaybetmeyen The Platform‘u bugün izleme şansına eriştim. Açıkçası yorumlarda kaçarak ilerlediğim bu süreçte biraz karamsar ve sistemsel eleştirel bir film olduğunu öğrenmeden kaçamamıştım. Ancak bu kısım bir spoiler olmadığı için size de yazmamda bir sorun yok. Hatta bence film konusunda spoiler vermek çok zor. Çünkü film biraz soyut ve sistem eleştirisi üzerine.
The Platform Konusu
The Platform, filmde geçen adıyla delik aslında dikey olarak dizayn edilmiş ve her katta sadece iki kişinin kalmasına izin verilen bir hapishane olarak düşünebiliriz. Net olarak hapishane demiyorum çünkü kendi isteği ile gidenler de var, ana karakterimiz Goreng gibi. Goreng’in deliğe girme amacı, 6 ay sonra diploma alarak çıkmak ve bu sayede hayatını daha rahat kazanmak. Yani hayatını kazanabilmek adına ölümü göze alıyor. Ancak delikte aynı zamanda suçları sebebiyle gönderilmiş kişiler de bulunuyor. Bunlardan bir tanesi Goreng’in ilk hücre arkadaşı olan Trimagasi‘nin deliğe gelme sebebi, televizyon reklamlarında gördüğü bıçak bileme aparatını alması ardından, aynı kişilerin bileme ihtiyacı duymayan ve kullanıldıkça kendi kendine bilenen bir bıçak satmaları. Daha doğrusu bunu görünce sinir krizi geçirip televizyonu evden fırlatıp, yoldan geçen bir kaçak göçmeni öldürmek. tam bu andan itibaren beynimizde ve filmde sorgulamalar başlıyor. Bu olayda suçlu Trimagasi mi yoksa ona gereksiz yere bıçak bileme aparatı satan kapitalist düzen mi ? Diğer yandan ölen kişi kaçak bir göçmen. Aslında orada olmaması gerekirken kanunlara aykırı davranarak kaçak olarak oradan geçmiş. Bu durumun suçlusu Trimagasi mi ? Aslında bu andan itibaren filmde açıkça bir sistem eleştirisi başlamış oluyor.
Biraz da The Platform‘un çalışma düzenini incelemek gerekiyor sanırım. Dikey olarak oluşturulmuş hapishanede günün belli zamanlarında ortadan yiyecek indiriliyor. Bu yiyecekler herkese yetecek şekilde ayarlanıp en yukarıdan aşağıya doğru indiriliyor. Ve her katta belirli bir süre kalıyor. Ancak üst kattakiler yiyecekleri resmen talan ettikleri için orta alt sıralara geldiğinde yiyecek yemek kalmıyor. Oysa herkes yeteri kadar yese kimse aç olmayacak. Burada da tahmin edebileceğiniz gibi kapitalizme açık bir eleştiri var. Belki de daha doğrusu bir durum tespiti var.
İşleyişteki bir diğer durum ise her ay sonunda kişilerin uyutulup, rastgele veya bir algoritma dahilinde katlarının de
ğiştiriliyor olması. Yani bir ay boyunca 6. katta bulunan şanslı kişilerdenseniz, diğer ay 165. katta olan ve neredeyse bir aylık açlık orucu tutmak zorunda kalacak olan kesimde olabilirsiniz. İşin ilginci bir ay önce açlık çeken kişiler üst katlara çıktığından hunharca yiyerek aşağıdakilere yiyecek gitmesine izin vermiyorlar.
ğiştiriliyor olması. Yani bir ay boyunca 6. katta bulunan şanslı kişilerdenseniz, diğer ay 165. katta olan ve neredeyse bir aylık açlık orucu tutmak zorunda kalacak olan kesimde olabilirsiniz. İşin ilginci bir ay önce açlık çeken kişiler üst katlara çıktığından hunharca yiyerek aşağıdakilere yiyecek gitmesine izin vermiyorlar.
Sonuç
Film ile ilgili yazılabilecek çok fazla detaylar var. Açıkçası bu yazıyı bir film eleştirmeni akış açısıyla hazırlamıyorum. Sadece bana hissettirdikleri ve düşüncelerimi aktarıyorum. Bana göre eğer amacınız detaylı, düşündüren ve eleştirel bir film izlemek ve kanla ilgili bir probleminiz de yoksa The Platform’u mutlaka izleyin. Gerçekten izlerken düşündüren bir film. Hatta çoğu zaman düşündürmeye kalmadan direk eleştiren bir film olmuş. Evde kaldığımız bu süreçte farklı bir şeyler de izlemek istiyorum diyenler için kesinlikle öneririm. Bu arada film ile ilgili detay bilgi ve inceleme arayanlar için Filmlovers ekibi güzel bir içerik hazırlamış. Okumanızı tavsiye ederim.

Yorumlar